#htmlcaption1 SEA DICAT POSIDONIUM EX GRAECE URBANITAS SED INTEGER CONVALLIS LOREM IN ODIO POSUERE RHONCUS DONEC Stay Connected
Yağmurdan Önce Filmi – Makale - Manchevski’yi Anlamak




”Before the Rain inanılmaz reaksiyonlar almıştı. Sadece filmde ağlayan sıradan izleyiciden değil; üzerine makaleler yazan, seminerler veren entellektüellerden; Türkiye, Arjantin, İsveç, İtalya gibi ülkelerde yılın en iyi filmi seçenlerden ve tabii Hollywood’dan…bana yüzlerce…yüzlerce ve yüzlerce proje teklifi getiren Hollywood’dan”. Bu sözler Manchevski’ye aitti.
1959 yılında Makedonya Üsküp’de doğan Milcho Manchevski, belgesel, deneysel, müzik videosu ve reklam türünde 50’nin üzerinde kısa film çekti. Sinemaya tutkuyla bağlı olanlar iyi bilirler ki, Manchevski Türkiye’de ve dünyada en iyi filmler arasına giren, senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığı Before the Rain (Yağmurdan Önce) (1994) ile uluslararası festivallerde 30 ödül kazandı, 1995 yılında en iyi yabancı film dalında oscara aday gösterildi. İlk uzun metrajlı filmi ”Before The Rain”(Yağmurdan Önce) orijinal ismi ”Pred Dozhdot” ile etkileyici, sarsıcı, şaşırtıcı bir senaryonun nelere kadir olduğunu gözler önüne seriyor.
Bu ilk uzun metrajlı filminin senaristi, yönetmeniydi. O Balkanların ve ”Yağmurdan Önce” filmi ile Makedonya’nın tarihi ve siyaseti üzerine, batı aleminin zihninde veya şuuraltında yer alan balkan imajını besleyen, yani verili olanı merkeze alan bir film yapmış olsa da, avrupa’nın kendi içindeki balkanlar üzerine oluşturduğu oryantalist heyulayı aynen üretse de sinema izleyicisinin hatta dünyanın ilgisini bir şekilde Makedonya’ya çekmişti.
Manchesvski muhtemelen Balkanlar ve özelde kendi ülkesi hakkında derin mi derin tarihî/sosyolojik okumalar yapmamıştı ama her balkanlı gibi kendi topraklarına patolojik bir merak ve sevgiyle bağlıydı. sanatçı olmanın getirdiği arzu da devreye girince de teknik ve görsel olarak mükemmele yakın ama içerik olarak farklı yanları olan bir film çekti. Düşünüyorumda yine de Manchevski ülkesini iyi tanıyor. Zira 1994 yılında çektiği filmiyle “Bakın vaziyet böyle olacak” dediği tehlike, 1999 yılında iç savaş olarak patlak veren ve büyük bir savaşa dönüşen ”Kosova Savaşı” olarak gün yüzüne çıkınca, deyim yerindeyse bir ”Kahin” imajına sahip olmuştu. Öyle ki, Makedonya’da “kötü kahin” diyenler dahi vardır kendisi için.
Ancak Manchevski ikinci filmi ”Dust” (Toz) ile ilk filminde vermiş olduğu mesajları, anlamları, hümanist yaklaşımları sanki yok etmişti. Cannes’te açılış filmi olan bu film yuhalanmış ve büyük tepki almıştı. Çünkü Mnachevski, resmî Makedon milliyetçi düşüncesinin ve söylemlerinin adeta bütün unsurlarını bu filme yüklemiş, ilk filminde dikkat çektiği milliyetçiliğin sebep olduğu zararların aynısını bu kez kendisi yapmıştır. Zira tarihsel analiz yaptığımız zaman kesin olan şu ki, filmin geçtiği yıllarda henüz Makedon kimliğinin veya ulus bilincinin oluşmadığı bilinen bir vaka iken, Manchevski adeta bir ultramilliyetçi olarak yansıttığı Makedon halkını ve gerçeği başkalaştırmıştı. Herşeye rağmen, Yağmurdan Önce filminde teknik olarak ulaştığı kalite ve filmin dramatik kuvveti ile sinema tarihine geçme başarısı göstermiştir.
Yağmurdan Önce Kosova Savaşına Bir Bakış…
20. yüzyılın son dönemecinde dünya çok büyük bir soykırıma daha sahne oldu. 1992 yılında başlayan bu soykırım boyunca yüz binlerce insan topraklarından sürüldü, hayatını kaybetti, toplama kamplarına kapatıldı, insanlık dışı işkencelere maruz kaldı. Önce Bosna, sonra Kosova’da yürütülen bu büyük soykırımın en önemli özelliği ise, tüm dünyanın gözleri önünde, Avrupa ülkelerinin hemen yanıbaşında ve onların da desteğiyle devam etmesiydi.
Bosna’daki vahşet 1992’de başladı ve 1995 baharına kadar sürdü. Ve bu savaş boyunca tarihte eşine az rastlanır bir vahşet yaşandı. Sırplar tarafından öldürülen Bosnalı Müslümanların sayısı 200 bini aştı, 2 milyon insan evlerinden sürüldü, 50 bine yakın Müslüman kadına tecavüz edildi. Daha sonra da Kosova’da benzer vahşet sahneleri yaşandı. Balkan topraklarında yaşayan Müslümanların maruz kaldıkları bu zulmü anlayabilmek için, öncelikle bu bölgenin yakın tarihine göz atmak gerekir. Bilindiği gibi, Yugoslavya Federasyonu dağıldıktan sonra, nüfusunun çoğu Müslüman olan birlik bölgelerinin bağımsızlığa doğru gitmesi bazı ülkelerde rahatsızlık yarattı.
Makedonya Mozaiği ve Etnik Unsurlar
8 Eylül 1991’de bağımsızlığını ilan eden Makedonya, diğer eski Yugoslav cumhuriyetlerinden farklı olarak, herhangi bir çatışma veya savaş yaşanmadan Yugoslavya’da ayrılan tek cumhuriyet olmuştur. Bununla beraber, Makedonya’nın kırılgan yapısı, bölge ülkelerinin farklı tutumlarıyla birleşince, bağımsızlığından itibaren ülkede sorunlar eksik olmamıştır. (Pettifer, 1992: 476-477)
Ülkenin etnik yapısı ve istikrarlı bir devlet altyapısının bulunmaması, Makedonya’nın yaşadığı içsel sorunlara kaynaklık etmekteyken; özellikle Bulgaristan ve Yunanistan’ın tutumları, 1990’lı yıllarda yaşanan dışsal sorunlara kaynaklık etmiştir. İçsel açıdan bakıldığında Makedonya nüfusundaki etnik heterojenlik ve
1990’lı yıllarda Makedon yetkililerin uyguladığı bazı politikalar, sorunların ana kaynağını teşkil etmekteydi.
Bu bağlamda her ne kadar nüfusun yüzde 64 olarak çoğunluğunu etnik Makedonlar oluştursa da ülkede yüzde 25 oranında azımsanmayacak bir Arnavut nüfusu var. Tam 27 farklı azınlık yaşamakta. En önemli iki azınlık ise Müslüman. Ayrıca yüzde 4 civarında Türk, yüzde 3’e yakın Roman ve yüzde 2 civarında da Sırp yaşamaktaydı. 1990’lı yıllarda Balkanlarda yaşanan etnik/dinsel çatışmalar ve Makedon yetkililerin ulus inşa sürecini pekiştirme çabaları, etnik gerilimi arttıran bir faktör olmuştu.
Savaş muhabiri Alexander’ın öyküsü
‘Kuşlar çığlık atarak siyah gökyüzünde kaçışıyor, insanlar sessiz, beklemek kanıma acı veriyor.’ (Mesa Selimoviç)
Yağmurdan Önce, Makedonya ve İngiltere’yi çemberin bölümlerine alıyor. Bosna savaşı ve şidet ateşinde yanan dünyayı üç ayrı bölümde, üç dramatik hikaye ile ele alıyor. Ve bu üç ayrı parça, bir bütünü oluşturuyor; Kelimeler, Yüzler ve Fotoğraflar. Üç bölüm de bir şekilde savaş fotoğrafçısı Alexander Kirkov’da bütünleşiyor. Film, dinsel ve etnik çatışmalar hakkında seyirciyi düşünmeye sevkediyor, fakat görünürün ardındaki asıl konunun, yaşam ve ölüm arasındaki o ince çizgide, dönemin mevcut vaziyetlerinde hayatlarını karşılarına çıkan bir umut, bir aşk, bir özlem için değiştirmeyi göze alan ve yeni dünya düzeni eksenin gerçekleşen oyunların kurbanı olarak varoluş savaşı veren insanoğlunun ironik dramı olduğu söylenebilir. Ve Arizona Rüyasının Axel Blackmar’ı, Dead Man’in William Blake’i neyse, Yağmurdan Önce’nin Alexander Kirkov’u da o. Bir yolculuk hikayesi yine, rüyalar, serzenişler, özlemler, aşklar ve yine adım adım ölümün sonsuzluğuna doğru hazin bir yürüyüş.
Yağmurdan Önce’nin serüveninin akışı çizgisel değil; kurgusu, Manchevski’nin filmiyle aynı sene çekilen Ucuz Roman(Tarantino, 1994) ile benzerlikler gösteriyor. Ünlü film eleştirmeni ve duayen James Berardinelli, filmin zamansal akışını ” Kusurlu Daire” (İmperfect Circle) şeklinde tanımlıyor. Filmi dikkatlice izleyen hemen her izleyicinin zihnini kurcalayan ve düşünmesini sağlayan ” Zaman asla ölmez, çember yuvarlak değildir.” sözlerinin bir neticesi bu aynı zamanda. Bu perspektiften bakıldığında, filmde döngüsellik düşüncesi, sadece bir kurgu oyunu olarak karşımıza çıkmıyor. Mesela hikayedeki yavrulayan koyunlar ve hamile kadınlar, yaşam ve ölüm döngüsünde başlangıç noktasını işaret ediyor. Tıpkı filmin ilk sahnelerinde ateşin çemberindeki savaşın çocuklarının, yine ateş çemberinin ortasında kurşunların arasında bıraktığı bir kaplumbağa gibi. Birleşmiş milletlerin, savaş sözkonusu olduğunda birleşmeksizin ateş çemberinda yalnız bıraktığı milletler gibi…
Bir film inşa etmek başlı başına bir oyun gibi, fakat bu oyunun kibirli bir gösteriye dönüştürülüp dönüştürülmemesi büyük ölçüde yönetmenlerin duruşlarına bağlıdır. Olaya bu kadrajdan bakıldığında, Manchevki’nin hayli sahici bir film çıkarmış olduğunu söylemeliyiz. Zaten kendisi de, hayatından izler taşıyan Yağmurdan Önce hakkında konuşurken şuna vurgu yapıyor: ”Eğer dürüst bir çalışma yapıyorsanız; filmdeki her karakter, her güçlü duygu sizin daha önceden deneyimlediğiniz bir şeye dayanır. Karakter sizin kim olduğunuza dair bazı ipuçları içerir. Hayallerinizdeki karakterler, sizin yansımalarınızdır.Ama orada bilinçli bir çaba yoktu. Aktörle çalışırken, onun babam gibi yürüdüğünü, babam gibi konuştuğunu fark ettim. Fazla konuşmuyordu. Karakterde çok fazla kişisel izler vardı. Ama öykü tamamen kurgusaldı.”
Etnik, dini ve kültürel farklılıkların aşkın ve dostluğun önünde aşılamayacak denli köklü engeller yarattığını düşündüğümüzde,sanki Yağmurdan Önce’deki kadar acımasız ve karanlık bir önümüze uzanıyor. Manchevski bunu şöyle belirtiyor;
”Bazı insanlar diğer insanlardan nefret etmek için etnik ve dini farklılığı bir özür gibi kullanıyorlar. Eğer bu özre sahip değillerse, farklı bir neden bulacaklar. Yani ben bunun etnik farklılıktan kaynaklandığını düşünmüyorum. Bu sadece nefret etme ihtiyacı… ”
Aşık olmak, sevmek ve nefret etmek. Biraz uğraşsak, filmdeki (belki de insan hayatında olan) her şeyi bu iki zıt kutubun içine sığdırabileceğimizi sanıyorum. Tıpkı Kiril ve pederin konuşmasıyla başlayan çemberin, aynı konuşmayla sona ermesi(circle text) gibi;
“Zaman asla durmaz. Çember yuvarlak değildir. Ben de az kalsın sessizlik yemini edecektim. Bu ilahi güzellik her türlü kelimeyi hak ediyor.” Oysa başladığınız anla biten anın arasında asla aynı olmayan yaşam çember, ölüm- yaşam. Tüm politik görüşler de bu kutupların neresinde durduklarına göre belirlenebilir. Yağmurdan Önce’nin arka planında Yugoslavya’nın dağılma süreci var. Bizim izlediğimiz bölüm ise daha çok Arnavut Müslümanlar ile Ortodoks Hristiyanlar arasındaki gerilim. İnsanlar, birbirlerini ‘bizden ya da değil’ şeklinde tanıyor ya da tanımlıyor. Dost ya da düşman. Bir anlamda, sevdikleri ve nefret ettikleri şeklinde. Oysa herkesi sevmek, gerçekleştirilmesi en zor ama en gerekli politik ve insanı normların olması gereken eylemi ve dilidir onlar için.
Tüm dünyanın yozlaşmış düzeninde, insanların ölüm saçtığı bir dönemde, tüm olayları aşkla birbirine bağlıyor Yağmurdan Önce. Ve sevginin, aşkın gücüyle bir çember oluşturup adeta o çemberin içine çekiyor bizleri. Zamira’nın kaderi, Anne’nin umutları, Alexander’ın özlemleri ve hayalleri, Hana’nın geçmişin gölgesinde verdiği yaşam mücadelesi ve Kiril’in sessiz çığlıkları…
Kelimeler
Makedonya’da buram buram Anadolu kokan görüntüler, imgeler, metaforlar ve ezgilerin eşlik ettiği apayrı bir coğrafyada,bir dağ manastırında yaşayan Ortodoks Keşişlerden biri olan genç Kiril, dini inançları gereği bir ‘sessizlik yemini’ etmiştir ve günlerini hiç konuşmadan geçirmektedir. Melankolik ve içine kapanık bir yapıya sahip bu genç adamının dışında kalan din adamlarının hepsi yaşlıdır. Kiril bir gece odasına döndüğünde saçları erkek gibi kısa kesilmiş bir Müslüman Arnavut kızı olan Zamira’yla karşılaşıyor. Tüm ilahi güzelliğin, sessizliğin, değişmezliğin, dinginliğin ortasında, başlayacak yağmurdan önce yaşananlardan habersiz olduğumuz ve hikayeye aslında sondan başladığımız başlangıç bu.
Arnavut kız Zamira’nın Makedon bir çobanı öldürdüğüne inanıldığı için peşine düşülmesi ve onun Makedonlardan kaçarak sessizlik yemini etmiş keşiş Kiril’in odasına sığınışı. Kiril’in onu korumak için keşişlikten ve sessizlik yemininden vazgeçmesi. Birlikte fazla yol alamadan Zamira’nın büyükbabası ve abisinin de olduğu bir gruba denk gelmeleri ve Zamira’nın Kiril’in peşinden koşarken abisi tarafından öldürülmesi. Makedonlardan kaçarken abisinin kurşunlarıyla toprağa düşüşü… Kiril’i ilk gördüğünde yaptığı işaretle, sus…
Yüzler:
Anne, Alex ve Nick arasında bir aşk üçgeni gibi dururken, aslında başka bir ülkede, hayat son hızla devam ederken, hayatın arka planında kalan mülteciler ve savaş. Haberlerde birkaç dakika yer verilen, ardından hava durumuna geçilen, telefon görüşmelerinin, iş görüşmelerinin arasında herhangi bir haber anonsu olarak dikkat çekmeyen. Pulitzer ödüllü Alex’in Bosna’da bıraktığı vicdanı, Anne’in kocası ve Alex arasındaki kararsızlığı, ama vahşetin ve öldürmenin sıradanlığıyla Nick’in ölümü. Serseri bir kurşunun Nick’in yüzünü darmadağın etmesi. Bu bölümde dikkati çekense, Alex’in gitmeden önce Anne’e verdiği fotoğraflar. Anne’in fotoğraflara bakarken devam eden hayatında bizim de fark ettiğimiz yüzler: Kiril’in ve Zamira’nın yüzleri. Yaşananların donuklaşması. Gerçekliğin fotoğraftaki sıradan yüzlere dönüşü. Hikaye oluşu. Hikaye olan gerçekliğin, hikaye olduktan sonra, gerçekliğinin kurguya dönüşü, gerçeklikten uzaklaşması. Hayatın içinde, konuşmalarımız arasında, herhangi bir yerde, önemsiz bir ayrıntı olması, detaya indirgenmesi, haber oluşu, havadis oluşu, rivayet oluşu, miş’e dönüşü.Oysa, az önce, yaşanırken… o kadar gerçekken, ölen gerçekten ölürken ve çaresizlik, gerçekten çaresizlikken…Bir yerde ateşten bir çember içinde yanmaya mahkum bir kaplumbağa iken, diğer yerde akvaryumun içinde süs olmak gibi…
Çemberin üçüncü halkası, Fotoğraflar:
Coca Cola reklamı ve UN tankları kapitalizm ve emperyalizmin ateş çemberi. Sürüp giden hayat. Alex’in on altı yıl sonra döndüğü hayat. Zamanı geldiği için döndüğü. Taştan evler, ateşi yanan ocaklar, eski, yıkık ahşap ev, tavanında süslemeleri, duvarlarında fotoğrafları ve ceylan resimli halısıyla/duvarörtüsüyle, köpekler, eşekler, inekler, koyunlar, horozlar, oynaşan çocuklar, sigara tüttüren köylüler, doğum yaptırılan koyun ve iki kuzusu, cenaze töreni ve düğün, çalınan davul, mezar ziyareti ve misafir ağırlama, çarşafı dantelli yatak, tahta yer sofrası, manastır ve cami… Her zamanki köy, hiç değişmeyen… Tek fark, ellerde silahlar, silahlara aşina çocuklar, silahlarla oynayan çocuklar… Birbirine düşman olmuş ve herhangi bir sebebin çıkmasını bekleyen köylüler, birbirini öldürmek için, savaş için, taraf olmak için bekleyen…
Eskiden sevdiği Hana’nın kızını -Zamira- kendi köylülerinden kurtarmak için, onlar tarafından sırtından vurularak öldürülen Alex. Kamerası birinin ölümüne sebep olduğu için, savaşta taraf olduğu için, taraf olmaktan kaçan ama olmak zorunda kalan, taraf olmazsa -bu sefer doğrudan taraf olmazsa-, kendisiyle yaşayamayacak olan Alex. Yaşamasına izin verilmeyen Alex.
“Gökyüzüne bak. Gökyüzüne. Bak. Yağmur yağacak!”
Sonra yağmur, yağmurun altında kanlar içinde yatan Alex. Kiril ve pederinse henüz ıslanmadığı yağmur, başka yerde yağan, henüz başlamayan yağmur…
Sonra pederin cümlesi, ilk ve son cümle. Tamamlanan çember. Başlangıcı ve sonu aynı olmayan.
‘Bir çember yuvarlak değildir.’
Başladığınız ve bitirdiğiniz nokta aynı değildir. Bir yerde, bir an, bir şekilde taraf olmanız gerekir. Sessizliği bozmanız, ilahi güzelliğin ardında, insanın o güzelliği bozan yüzünü ifşa etmeniz, vicdanınızın sesini dinlemeniz, insan tarafınızı ön plana almanız, konuşmanız gerekir, karşınızdaki sizin dilinizi anlamasa bile. Yüzleşmeniz gerekir yanlışla, hatayla, insanla, onun vahşi tarafıyla…
Karşınızdaki yüzlere kendi yüzünüzü sunabilmeniz gerekir. Kendi yüzünüze bakabilmeniz için, bazen yüzünüzü sunmanız gerekir… medeniyetin şiddet dolu, sebepsiz şiddetle kendisini, ötekini parçalayan yüzüne; ve göstermeniz gerekir fotoğrafın bütününü insanlara. Sadece Zamira’yı değil, Kiril’i, kendinizi, ötekini ve ötekileşen tarafınızı, Anne’i ve Nick’i… Birbiriyle ilgisizmiş gibi dururken, aslında birbirini bütünleyen tüm herkesi… Çemberin bir parçası olduğunu tüm insanlığa göstermeniz gerekir… Bir yerde yağmur yağarken, başka yere de aynı yağmurun yağacağını hatırlatmanız gerekir; vakti gelince, yağmur yağar çünkü…
Kelimeler, yüzler ve fotoğraflar… Nefis kamera çekimleriyle, doğanın görüntü ve sesinin yerel müzikle bütünleştiği atmosferde, detaya/ayrıntıya odaklanarak bütünün sunulduğu bir film Yağmurdan Önce. Kameranın önünden geçen hayatın; yerel olanın, evrensele dönüştürülerek gözlerimize sunulması. Ve kameranın gerçek’ten taraf olması ve size de taraf olmanın ne demek olduğunu sorgulatması, hatırlatması.
Filmin tüm özelliğini -biçim, içerik- veren, en etkileyici kareyse, çobanın vurulduktan sonra, evde kadınların ağlaştıkları an, gözlerimize sunulan görüntü: Çarşafın ucundaki beyaz dantelden yere damlayan kıpkırmızı kan…
Göstergebilim, Sembolizm ve Tarihsel Süreçle Filmin Manzara İlkelerine Genel Bir Bakış.
Ian Christie’nin “Landscapeand’ Location’: Reading Filmic Space Historicallyin Before the Rain” başlıklı makalesi, film hakkında yazılmış politik ve tarihsel bakışa sahip makalenin ötesinde bir çalışma alanı açar. Christie, filmin kâğıt üzerinde olamayacak formlar yaratabileceğine vurgu yapar ancak yine de görsel söylevinin, tarihin sözsel söylevinden faydalanarak geliştirilmeye, aktif bir diyalog kurulmaya ihtiyaç olduğunu belirtir. Buradan hareketle başvurduğu temel kaynaklardan Landscape into Art kitabında Clark’ın görüşünün evrimsel ya da gelişimsel olduğunu söyler. Clark’a atıf yaparak şöyle der: “manzara resmi doğayı kavrayışımızdaki aşamaları işaret eder … bu, çevresiyle yeniden bir uyum yaratmaktan öte insan ruhunun girişimi olan bir döngünün parçasıdır” (Clark’tan akt. Christie, 2000:166).
Bu baskın ve güçlü duygularla manzara imgesinin sanatın farklı dallarında vazgeçilmez ve temel bir form olmaya devam ettiğinin en iyi örneklerinden biri Milcho Manchevski’nin Yağmurdan Önce filmidir.
Kurgunun Doğallığı Deneysel yaklaşımdaki kurgusuyla Balkan coğrafyasının bir döneme damgasını vuran savaş atmosferinde geçen Yağmurdan Önce, birçok bakımdan savaş temalı tarihsel filmlerin genel özelliklerinden ayrılır. “Filmin, mekânlar ve kişiler hakkında spesifik detayları, spesifik gerçekleri kurmak gibi bir çabası yoktur” (Rosenstone, 2000: 188). Christie’nin makalesinin başlığında da vurgulandığı gibi filmin, görünen “yüzey”den ziyade filmsel bir alana (filmic space), espasa sahip olduğu söylenebilir.
Filmde neredeyse hiçbir öğenin tek bir görünen anlamı olmadığı gibi, arka planın ya da mekânın da yoktur. Bu bakış açısı, filmde manzaranın, arka planın önemini artırır ve yine Christie’nin işaret ettiği sanat tarihinden bazı referanslarla birlikte bizi, peyzaj olarak adlandırılan manzara resmi ve film bağlamında da arka plan meselesine götürür.
Christie’ye göre Manchevski’nin filmi, Balkanların karakteristiği olan zaman ve uzamın –ya da tarih ve manzaranın– karmaşıklığı ile ilişkide Angelopoulos’un 1970’lerde başlattığı yeni sinemadan faydalanan belki de ilk filmdir (Christie, 2000:169).
Yağmurdan Önce filmi için arka plan “arkadaki düzlem” olmaktan çok ötede anlamlara sahiptir, adeta ön plan olarak işlev görür. Topografisiyle olduğu kadar insan ve doğa olayı faktörleriyle de filmde manzaranın tamamı konudur/öznedir (subject) (Christie, 2000:166). İranlı Darius Khondji’nin görüntü yönetmeni olduğu filmde arka planı, trajik hikâyelerin kahramanları olan insanların ruh halini yansıtan, doğanın adeta insan ruhlarına eşlik ettiği ve sembolik anlamlarla yüklü manzara örnekleri olarak ele almak gerekmektedir. Bunu, daha filmin açılış sahnelerinden anlayabiliriz.
“Sözcükler”, “Yüzler” ve “Fotoğraflar” bölümleriyle Makedonya ile merkez Londra; şehir ve kır manzarası gösterilir. Ancak özellikle ilk ve son bölümlerdeki kırsal manzara filmin asıl atmosferini teşkil eder. Film, hiçbir tarihsel olaya doğrudan göndermede bulunmaz; filmde savaş hiçbir sahnede bizzat gösterilmez. Yaşanan tarihsellikten bu şekilde kopulur. Savaş her dönemin savaşı, insanlar her coğrafyanın insanı olabilir. Ian Christie makalesinde buna şöyle değinir: “film şimdideki geçmiş’in (past-in-the-present) ve çağdaş dünyanın ‘ötekilik’ deneyiminin üstesinden gelir” (Christie, 2000:165).
Filmin genelinde natüralist bir estetik kaygı güdüldüğü söylenebilir. Seçilen- oluşturulan manzaraların fotoğrafik güzelliği “Sözcükler” başlıklı ilk bölümde, pederin ağzından söylenen “bu ilahi güzellik kelimeleri hak ediyor” sözleriyle vurgulanır. Belki de asıl ironi, savaşın bir cephesi olmayacak kadar kırsal bir bölge de olsa insanların birbirini anlamsızca öldürdüğü bu toprakların sanat tarihinin manzara resmi geleneğine bağlanabilecek nitelikte estetize sahneler halinde sunulmasıdır. Örneğin başkarakter Alexander’ın bir fotoğrafçı olması ve mesleğinden dolayı suçluluk duyması bu fikri destekler.
Filmin özellikle ilk bölümünde görülen ana mekân, bir kilise, yatakhane, duvarlardan oluşan bir manastırdır. Önünde Ohrid gölü gösterildiği için buranın gölün kıyısındaki, Kiril alfabesinin doğum yeri ve İncil’in Kirilceye çevrildiği St Naum Manastırı olduğu izlenimi yaratılır.(Filmde, Naum Manastırı’ndaki susma yemini etmiş genç adamın adı da Kiril’dir. )Bu göl ile manastır, filmin varolan mekânsal gerçekliğe dair yapılan ender göndermelerindendir; öte yandan manastırın bulunduğu yer yani Ohrid filmin asıl mekânı olarak verilmez. Aksine, pastoral manzaralar ya da kent manzaraları, hikâyeyi güçlendirdiği ölçüde adeta kolaj edilerek verilir. Hatta izleyicinin zihninde manastır imgesi, tek bir mekân verilerek değil, dört farklı manastır kompoze edilerek yaratılmıştır; “kilisenin dışı Kaneo’daki Sveti Jovan Kilisesi, göl Makedonya’daki Ohrid Gölü, kilise içi ise başkent Skopje’deki bir başka kilise ya da kuzeybatı Makedonya tepelerindeki Sveti Jovan Bigorski manastırıdır” (Brown, 1998:171).
Hatta “Gerektiğinde ekip kendi yolunu kendisi yaratmıştır. Manchevski bazen bir mekânın tek bir karesini birbirinden millerce uzakta mekânlar ile çekebilmiş, sonra birbirlerine ekleyebilmiştir” (Ellen Pall’dan akt. Brown, 1998:171). Bu salt bir sinema illüzyonu olarak anlaşılmamalıdır; filmde spesifik zamandan olduğu gibi spesifik mekândan da bilinçli bir kopuş vardır. Zaten arka plan ile mekânın özelliğini arttıran unsurların başında da bu tercih gelir.
Filmde kırsal manzaranın karşısına kent manzarası konur. Londra şehrinin asıl mekân olduğu ikinci bölüm daha farklı bir yerde durmaktadır. Kent, hareketin hızla aktığı dar kadrajlarla, kapalı bir form olarak verilir. Trafik, kentin gürültüsü, karmaşa hepsi bir aradadır. Kente dair tüm bu görüntüler, Anna karakterinin hayatına dair veremediği kararlarla bu kentte sıkıştığını imler. Kırsal bölgelerin engin, ferah ancak belirsiz manzarası kentte sınırlı, sıkışık ve belirli bir alana dönüşür. Filmde bölümler, manzaralar ve seslerle, hikâyenin akışına göre sembolik anlamlarla birbirlerine bağlanır. Öte yandan filmin trajik olay örgüsü, mekânların birbirinden çok da farklı olmadığını kanıtlayacaktır.
Hikâyenin sonunda filmin başına kurgusal bir geçiş yapılır. Filmin ilk bölümünde sonu hazin biten kaçma-­‐takip olayı, ardından belirli göndermelerle akan zaman ve yaşananlar filmin tekrar başına ancak farklı bir sonla –ya da başlangıçla– bağlanır. Bu döngüsel anlatım şu replikle akıllara kazınır: “Zaman asla ölmez, çember yuvarlak değildir.” Filmin sonunda bir bölgede başlayan yağmur, filmin başındaki bölgeye henüz ulaşmamıştır. Zaman, kendi içinde döner. Yağmur atmosferiyle vurgulanan tekinsiz hisler, kırsaldan kente, sonra tekrar kentten kırsala, bir manzaradan diğerine henüz film başlarken –ya da biterken– taşınır. Mekân, birbirinin içine geçer.
Figürlerin öncelikli referans noktaları olduğu, kompozisyon şemalarının karakterlerin ruhsal durumuna göre belirlendiği iddia edilebilir. Bu noktada Kenneth Clark’ın yorumlarına geri dönmemiz gerekir. Gotik sanatın sembolik anlatımının yerini, gerçeği arayan sanatçılar ile Rönesans’a bırakan manzara anlayışı, Yağmurdan Önce filminin manzara anlayışını açıklayabilir. Filmin tamamında izlediğimiz manzaranın bütünü topografi kadar insanlar ve hikâye akışındaki geçici öğeler ile belirlenir ve konuyu, olay örgüsünü bizzat destekler. Mekânlar, özenle seçilen manzaralar ile hikâyeyi destekleyen sembolik karaktere sahiptir. Öte yandan, kamera film boyunca gerek Arnavutluk ve Makedonya sınırındaki dağ köylerinde gerekse Londra’da gezinir, kurgulanmamış, zaten varolan görüntüleri kadrajlar gibi görünür. Oysa, filmin hikâye ve kurgusunun tamamını – destekleyen değil, çok daha ötesinde– belirleyen, yaratılan bir manzaradır. Böylece sembolik dil kendi gerçekliğine kavuşur. Filmin neredeyse her karesindeki hikâyeyi oluşturan, karakterlerin ruh hallerini yansıtan, sembolik anlatımlarla yüklü mekânlar, ortamlar, planlar ile gerçeklik, sembolün bizzat kendisi olmuş, manzara önce yaratılırken, daha sonra kendisini yaratır bir öznellik aşamasına ulaşmıştır.

KORHAN AFŞAR

KAYNAKÇA
Akyürek, E., (1994). Ortaçağ’dan Yeniçağ’a Felsefe ve Sanat, Kabalcı Yayınevi, İstanbul. Brown, K. S., (1998). “Macedonian Culture and Its Audiences: An Analysis
of ‘Before the Rain’”, Ritual, Performance, Media, Ed. Felicia Hughes-­‐Freeland, Routledge, Londra ve New York, p. 160-­‐176. Christie, I., (2000). “Landscape
and ‘Location’: Reading Filmic Space Historically in Before the Rain”, Rethinking History: The Journal of Theory and Practice, Volume 4, Issue 2, p. 165 – 174.
Clark, K., (1952). Landscape into Art, John Murray Publishing, London. Clark, K., (1984). Landscape into Art, John Murray Publishing, London. Janson, H. W.,
(1986). History of Art, Harry N. Abrams Inc., Third Edition, New York. Rosenstone, R. A., (2000). “A History of What Has Not Yet Happened”, Rethinking History:
The Journal of Theory and Practice, Volume 4, Issue 2, p. 183 -­‐ 192. Varlık Şentürk, L., (2012). Analitik Resim Çözümlemeleri, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.
Read more
Sevgililer Günü 14.02.2014

Bu gün tarihlerden 14 şubat 2014 ve bugünü önemli kılan sevgililer günü olmasıdır. bu günde sevdiklerinize çok güzel sürprizler yapabilirsiniz. Bu nedenle size en güzel kategorilerle en ilginç ve en iyi sevgililer günü hediyeleri hazırladık.
Read more
no image

http://www.enteresanhediyeler.com/ Enteresan Hediyeler Sevdiğinize, annenize, babanıza,arkadaşınıza, aşkınıza alabileceğiniz en orijinal,en ilginç,en özgün,en romantik,en farklı hediyeler hediye, en ilginç hediyeler, en orijinal hediye, farklı hediye,sevgililer günü, anneler günü,babalar günü, yılbaşı hediyeleri,hediyelik, eşya, hediye, gönder, hediye, tavsiyesi, kişiye, özel, hediye, doğum, günü, hediyesi Enteresanhediyeler Arkadaşınıza,annenize babanıza ,arkadaşınıza,sevgilinize anneler gününde babalar gününde sevgililer gününde doğum gününde hediye tavsiyeleri alabileceğiniz güzel bir site http://www.enteresanhediyeler.com/
Read more
no image

Sevdiğinize, annenize, babanıza,arkadaşınıza, aşkınıza alabileceğiniz en orijinal,en ilginç,en özgün,en romantik,en farklı hediyeler www.enteresanhediyeler.com da
hediye, en ilginç hediyeler, en orijinal hediye, farklı hediye,sevgililer günü, anneler günü,babalar günü, yılbaşı hediyeleri,hediyelik, eşya, hediye, gönder, hediye, tavsiyesi, kişiye, özel, hediye, doğum, günü, hediyesi www.enteresanhediyeler.com adresinde 
Read more